11. MARTİN LUTHER: DURUŞUM BUDUR ELİMDEN BAŞKA BİR ŞEY GELMEZ

11_martin_luther_duruşum_budur_elimden_başka_bir_şey_gelmezme.pdf |
Protestan Reformu denilince çok kişinin aklına gelen ilk isim Martin Luther olsa gerek. Biz önceden Reform’un Sabah Yıldızı olan John Wycliffe’ten ve şehitler Jan Hus ve Jerome’dan bahsettik. Valdensler gibi isimsiz milyonlarca başka kişiler, Karanlık Çağda Katolik Kilisesi’nin öğretilerine ve uygulamalarına katılmadıkları için hayatlarını kaybettiler. O korkunç kanlı dönemi, İsa şöyle sözlerle tarif etmişti:
Matta 24:21 Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır.
Ancak Rab, halkına acıdı ve yardımcı oldu.
Vahiy 12:6 Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.
Matta 24:22 O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak.
Protestan Reformu, 538 yılından 1798 yılına kadar, 1260 yıl süren papalık dönemini kısaltacaktı. İsa Yuhanna 8:32’de:
Yuhanna 8:32 “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.
Hangi gerçek insanları özgür kılabilir? Martin Luther’in hayatında İsa’nın sözleri gerçekleşti.
Babası annesi fakir ve dindar olan Luther, Almanya’nın Eisleben şehrinde 1483 yılında doğdu. Yaygın batıl fikirler genç Luther’i korkuttu. Allah’a müşfik ve sevecen bir baba olarak bakmaktan ziyade O’nu sert, zalim ve acımasız bir yargıç olarak gördü. Babası Luther’in hukuk okumasını istedi ve 18 yaşındayken Erfurt Üniversitesi’ne girdi. Kütüphanede ilk defa bir Latince Kutsal Kitap gördü. Kiliselerde müjdelerden ve birkaç mektuplardan alııntılar duymuştu ancak bunun tüm Kutsal Kitap olduğunu zannetmişti. İçinde bütün Kutsal Kitap’ı okuma isteği uyandı.
Luther günahtan özgür olmak, Allah’la barışmak istedi. Manastıra girdi. Burada en ağır angaryaları yapması ve evden eve gezerek dilenmesi gerekiyordu. Luther, günahlarından ötürü bunların gereketiğini sanarak işini yaptı. Manastırda bir Kutsal Kitap vardı ve mümkün olduğu kadar onu okudu. Kalp temizliğini istedi ve ne gerekirse gereksin onu yapmak istedi. Kendi kendine işkence yaptı ancak bunlar suçlu bir vicdanını yatıştıramadı.
Manastırda Staupitz adında bir adam vardı. Luther’e kendinsini düşüneceğine, Allah’ın yasasının ihlali için sonsuz cezaya bakmak yerine İsa’ya kurtuluş için güvenmesini tavsiye etti.
Luther rahip oldu ve Wittenberg Üniversitesi’nde profesör oldu. Orada Kutsal Yazıları orijinal dillerde yakından okudu. Kutsal Yazıları öğretti ve Stauptiz Luther’e vaaz etmesini teşvik etti. Önce tereddüt sonra açıldı. Vaazlarını dinlemek için insanlar akın akın gelmeye başladı.
Bir zaman Luther Roma’ya gitti. Orada gördüğü şeylerden dolayı şok oldu. Roma’daki keşişler, fakir ve fedakârlık içinde yaşamıyorlardı. Zegin elbiselerle giymektediler ve sofraları fazlasıyla zengindi. Ruhban sınıfı arasında, sefahat, fesat ve her türlü kötülük gördü.
O sırada papa tarafından “Pilatus’un merdiveni” ni diz üzerine tırmanan herkese bir endüljans vaat edildi.
Katolik teolijisine göre günahın iki cezası var: biri sonsuz biri geçici. (http://www.catholicforum.com/members/catholictracts/tract117.html).
Bu fikre göre sonsuz cezada bir can cenneti kaybeder ve sonsuza dek cehennemde işkence görür. Katoliklere göre af aracılığıyla bu ceza iptal edilir. Geçici ceza ise günah affedildikten sonra kalır. Günahkârın kendisi bu ceza için kefaret sağlar. Nasıl sağlar? Katolik teolojisine göre, günahkâr dua, oruç, para bağışlamak aracılığıyla, iyi işleri yaparak ve acı çekerek geçici ceza için kefaret eder.
Kefaret, başka bir yol daha aracılığıyla elde edinilir. Ona endüljans denilir. Katoliklere göre İsa, Meryem ana ve başka azizler, gereken sevaplardan fazlasını kazandılar. Bu sevaplar Kilisenin Hazinesi’nde saklanır. Günahkâr bir iş ya da bir dua yaparsa o zaman kilise bu Kilisenin Hazinesi’nde sevapları geçici cezaya kefaret etmek için verir. Bir kişi, ölmeden önce geçici cezaları için yeterli sevap kazanamadıysa, o zaman purgatorya adında bir yere gider. Orada günahları için acı çeker.
Arkadaşlar: Allah böyle midir? Siz fiziksel bir acı çekerek günahınızın cezasının sözde bir kısmını ödeyecek misiniz? Kutsal Kitap bu mu öğretiyor? Yoksa yozlaşmış kilise putperestlikten gelen yanılgıları kullanarak batıl inançlara boğulmuş halkı kendi pençesinde tutsak olarak tutuyor? Nasıl bileceksiniz yeterli sevap kazandığınızı? Bilemezsiniz. O yüzden bitmeyen bir döngü halinde para ödeme, hac, dua ve işkenceleri yaparsınız. Sürekli kilisenin söylediğini yaparsınız. Üstelik yetmediği için belki yıllar boyunca purgatoryada yanacaksınız. Kim bilir?
Böyle bir anlayışla Martin Luther, geçici cezasını ödemek için diz üzerinde taş merdiven tırmanıyordu. Bir endüljans kazanmaya çalışıyordu. Birdenbire gökgürültüyü andıran bir ses duydu: İmanla aklanan yaşayacaktır. Romalılar 1:17. Luther, korkarak utanç ve dehşet içinde kalkıp oradan kaçtı. Gözleri açılmıştı. Kurtuluş için asla bir daha insani işlere bakmayacaktı. Sadece ve sadece İsa’nın doğruluğuna bakacaktı.
Wittenberg’e döndüğü zaman ilahiyat faklültesinde doktorasını aldı. Bir profesör doktor olarak Hristiyanların Kutsal Kitap’tan gelmeyen hiçbir doktrin kabul etmemesi gerektiğini öğretiyordu. Bu kavram, papalığın temelini baltalıyordu. Bu kavram, Reform’un temel ilkelerinden biridir.
Luther’in vaazları, insanların kalplerine esenlik, neşe ve umut getirdi. Halk, Kurtarıcı’nın sevgisinden duyarak derinden etkilendi. Halk, sadece ve sadece İsa’nın doğruluğu üzerine affın güvencesine sahip olabileceklerini duyunca çok sevindiler. Luther’in vaazları her tarafta duyulmaya başlandı.
Ellen White şöyle yazdı:
Ancak ışık ve karanlık uyuşamaz. Gerçek ile yanılgı arasında bastırılamaz bir çelişki vardır. Birini yüceltmek ve savunmak, diğerine saldırmak ve yıkmak anlamına gelir.
Luther, çetin bir yola başlamıştı.
Tetzel adında bir adam endüljansları satmak için Almanya’ya geldi. Endüljansları satın alanlara tüm günahlarının affedileceği vaat edildi. Halka para vererek purgatoryadaki akrabalarını azat ettirebilecekleri ilan edildi. Kutsal Yazılar ne söylüyor? Kutsal bereketler para vererek mi alınabilir mi?
Acts 8:18-20 Elçilerin bu el koyma hareketiyle Kutsal Ruh’un verildiğini gören Simun onlara para teklif ederek, “Bana da bu yetkiyi verin, kimin üzerine ellerimi koysam Kutsal Ruh’u alsın” dedi. 20Petrus, “Paran da yok olsun, sen de!” dedi, “Çünkü Tanrı’nın armağanını parayla elde edebileceğini sandın.”
Halk Kutsal Kitap’ı bilseydi kanmazdı. Ama bilmiyorlardı. Papazlar, piskiposlar tarafından kandırıldılar. Endüljans sistemine karşı gelenler sayıda az değildi ancak Kiliseye karşı gelmeye cüret edemediler. Sessiz kaldılar. Luther’in kendi kilisesinden gelen bazı insanlar günahın affedilmesini istediler, pişman ve tövbekâr oldukları değil endüljans aldıkları için. Luther bunları reddetti. Şaşkın halk Tetzel’e dönüp şikâket etmeye başladı. Paralarının iade edilmesini istediler.
Tetzel’in cinleri tepesindeydi ama satışlarına devam etti. Luther endüljanslara karşı 95 maddeli bir tez yazıp yayımladı. Tezinde günahın affedilmesi ve cezasını iptal edilmesi işinin hiçbir zaman papaya veya her hangi başka bir insana verilmediğini söylüyordu. Bütün endüljans öğretisinin, para kazandıracak bir düzenden başka bir şey olmadığını iletti. Kısa bir zaman içinde Luther’in tezi bütün Hristiyan aleminde ilan edildi.
Çok kişi ise, günahlarının parayla affedilmesine inanmak istediler ve Luther’e karşı geldiler. Tövbe ve günahtan dönmenin gerektiğini anlatan bir mesajı duymak istemediler. Günahlarını bırakmak istemediler.
Çok kişi, birinin Kiliseyi düzeltmeye çalıştığı için sevindi. Ancak sessiz kaldılar. Luther’in doğru olduğuna inandılar fakat önerdiği reformların bedeli çok olduğunu anladılar ve Luther’den yana olmadılar. “Reform kabul edilirse” dediler, “Roma Kilisesi’nin gücü azalacak, insanlar kendileri için düşünmeleri gerekirdi ve Kilise güç kaybederse biz de gücümüzü kaybederiz.”
Roma yanlıları Luther’i sapkın olarak suçladılar. Luther Roma’ya çağrıldı. Luther’in arkadaşları, gitmesinin kesin ölüm olacağından korktular. Protesto yaparak papayı Luther’in Almanya’da hesap vermesi için ikna ettiler. Duruşma için papa, hakimlerine talimat verdi. Luther sapkın olarak ilan edildi. İmparator hariç her hangi develet memuru Luther’i yakalayıp Roma’ya teslim etmezse, aforoz edilecekti. Papalığın ruhu bununla bilinir. Bir kimse duyulmadan mahkûm edilir.
Mahkeme Augsburg’da olacaktı. Luther çok tehlikeli bir durumdaydı. Jan Hus’un akibetini gayet iyi biliyordu. İlk olarak imparatorun emniyet güvencesini almadan Augsburg’a gitmişti. Papalık temsilcisi Luther’in geri adım atması için zorlamaya niyetliydi ama bunu başaramazsa Luther’i Roma’ya idam etmesi için götürmeye çalışacaktı. Ancak Luther, imparatorun emniyet güvencesini almadan papalık temsilcisinin huzuruna çıkmayı reddetti. Aldıktan sonra mahkemeye gitti.
Papalık temsilcisi Luther’in kilisenin yetkisine kesin surette boyun eğmesini ve her noktada sorgusuz sualsiz aynı fikirde olmasını istedi. Luther, saygılı bir şekilde papalık temsilcisine yazılarına karşı bütün itirazlarına cevap vereceğini söyledi. Ancak, yazılarının yanlış olduğunu göstermeyen kimseye boyun eğmeyeceğini ekledi.
Papalık temsilcisi sadece, “Geri adım at! Geri adım at!” diye karşılık verdi. Temsilci, Luther’e konuşma fırsatı vermedi. Reformcu, duruşunun Kutsal Kitap’tan geldiğini gösterdi ve gerçeği inkâr etmeyeceğini beyan etti. Papalık temsilcisi Luther’in savlarına cevap veremedi. Yerine Luther’i tekdir etti. Luther, papalığın temsilcisinin kendisini dinlemeyeceğini görünce, cevabını yazılı olarak vermeye izin aldı. Sonraki sorgulamada Luther Kutsal Yazılardan bol bol ayetlerle birlikte görüşlerini paylaştı. Yazılı yanıtını teslim etti ama papalık temsilcisi buna bakmadan bir kenara attı. Temsilci, kendisi doğru dürüst bir cevap veremeyince de, Reformcu’ya, “Geri adım at yoksa seni Roma’ya gönderip yazılarını kabul eden herkesi aforoz edeceğim” diye bağırdı. Luther, hiçbir geri adım atmayacağını ifade ettikten sonra sorgulamadan çekildi.
Herkes, iki tarafın duruşlarını gördü. Luther, savını Kutsal Kitap’tan yaptı. Papalık temsilcisi ise Kilise geleneklerine, Kilise Babalarının yazılarına ve Kilise’nin otoritesine dayanıyordu.
Papalık temsilcisi, Luther’in Roma’ya götürülmesi için devlete başvurdu ama Saksonya’nın seçici prensi Friedrich izin vermedi. Reformcu’nun yazıları ve öğretisi Hristiyan alemindeki her ulusa uzanıyordu. Çok kişi reformu desteklemek istediler. Luther’in düşmanları da az değildi. Papa bir fermanla Luther’in öğretilerini kınadı ve 60 günlük bir süre verildi: Reformcu ve ona katılanlar geri adım atmazlarsa hepsi aforoz edilecekti. Luther papalığın Mesih Karşıtı olduğunu beyan etti.
Halk paniğe kapıldı. Reform istediler ancak aforoz demek, hapis, işkence ve ölüm demekti. Papanın fermanının önünde titrediler. Herkes, Luther’in geri adım atmasını veya öldürülmesini bekledi. Ancak Luther, papanın fermanını herkesin ortasında yaktı. Luther aforoz edildi ancak mücadele bitmedi. Yeni başlamıştı.
Şimdi siz de insanlar tarafından yapılan uydurma öğretilerin yerine Kutsal Kitap’tan gelen gerçekleri ilan etmek isterseniz, Luther’e yapılan muamelenin aynısını bekleyebilirsiniz. İnsanlık değişmedi. Kalabalıklar her zaman gerçeği reddetmişlerdir. Gerçeği kabul edenler ise küçük bir azınlıktır. Zamanın sonuna kadar öyle olacaktır.
Yeni bir imparator, 5. Charles tahta oturdu. Papalık yanlıları onu Luther’e karşı kışkırtmak için koştular. Luther’in idam edilmesini istediler. Şimdi bir durup düşünelim. Ne oluyor? Din öğretisiyle ilgili papalık devlet güçlerine başvuruyor. Kilise’nin buyruklarını kabul etmeyenleri idam ettirmek istediler. Reforcular, hırsızlık, zina, cinayet, yalanlar ve sosyal düzensizliğini desteklemiyorlardı. Sadece inanç bir söz konusuydu. Bu bir din devletidir. Dinsel kurallar sivil cezalarla birleşince bir din devleti oluşur. Daniel 2’de bir heykel var hatırlıyorsunuz. Ayaklar kil ve demir karışıktı. Din ve develet karışıyordu ama birbirini tutmuyordu. Neden? Her ikisi ihtidar olmak istiyordu. Papalık, “Luther idam edilsin!” bağırdı. Seçici prensi Friedrich ise, “Hayır” dedi. Tekrar papalık, kendi fermanlarının uygulaması için develete yani imparatora başvuruyordu.
Worms adında bir yerde Alman eyaletleri toplantısı olacaktı. İmparator ve çok prens, Luther’in oraya gidip savunma yapmasını istedi. Papalık temsilcileri çok öfkelendi. Luther’in tekrar savunma yapması, Kilise’nin aforozunu baltalıyordu. Nasıl olur da devlet Kilise’nin fermanını düşünmeden kabul etmedi? Nasıl olur da Kilise tarafından mahkûm edilen kişi bir daha konuşabilirdi? Olmaz!
Papalık temsilcisi Aleander bütün gücüyle Luther’in mahkûm edilmesini sağlamaya çalıştı. Ancak o kadar gayretle çalıştı ki herkes Aleander’in içgüdüsünü görebildi: adalet ve merhamet değil, nefret ve intikam. Aleander, imparator ve bütün prenselerin önünde konuştu. İleri sürdüğü dava şöyleydi: Luther bir sapkındı. Katolik Kilise büyüktü, Luther’in yandaşları azdı. Luther’i destekleyenler fakir, eğitimsiz ve sayıda azdır. Nasıl olur da büyük Kilise yanlış olup ta bu küçük grup doğru olabilir? Aleander’in konuşması çok etkiliydi.
Böylece bugünlerde de insanlar gerçekle savaşıyorlar. Popüler dinler, “Çoğunluk yanlış olamaz!” diye bağrılar. Ancak çoğunluk tarih boyunca din konusunda hep yanlış çıktı.
Luther, orada değildi bu yüzden kendisini savunamadı. Toplantı ne yapacaktı? Saksonya Dükü George ayağa kalkıp konuşmaya başladı. Aslında George, Luther yanlısı değildi. Fakat papalığın istismarlarını herkesin önünde sıraladı. Kilise’nin düzenlenmesini istedi. Ondan sonra Luther Kurultay’a çağrıldı. Tekrar Aleander itiraz etti ama kabul edilmedi. Luther, Worms’a gidecekti.
Luther’in yazıları Worms’a varamadan önce bile Kurultay tarafından mahkûm edildiler. Herkes, Luther, sadece idam edimek için Worms’a gittiğini sandı. Papalık temsicileri Luther’in varır varmaz idam edilmesini istediler ve böylece imparatora başvudular. Ancak imparator emniyet güvencsini vermişti ve yüz sene önce İmparator Sigismund’un Jan Hus’a yaptığı gib yapamadı. Charles sözünü tuttu.
Artık Luther, Kurultay’ın önündeydi. O zamana dek hiç kimse Martin Luther’in imanını savunacağı heyetten daha görkemli bir heyetin huzuruna çıkmamıştı. “Bu durum başlı başına papalığa karşı kazanılan zaferin işaretiydi. Papa adamı mahkûm etmişti, oysa şimdi o bir mahkemenin huzurundaydı, mahkeme işte bu eylemiyle kendisini papanın üzerine çıkarmıştı. Papa bu adama yasak koymuş, insan toplumundan ayırmıştı; buna rağmen saygılı bir dille davet edilmiş ve dünyanın en saygın kurulunun huzuruna kabul edilmişti. Papa onu sonsuz suskunluğa mahkûm etmişti, şimdi ise o Hristiyan aleminin en uzak diyarlarından bir araya gelen binlerce dikkatli dinleyicinin huzurunda konuşmak üzereydi. Böylece, Luther’in aracılığıyla muazzam bir devrim başlamıştı. Roma şimdiden tahtından inmeye başlamıştı, bu aşağılanmaya neden olan ise bir keşişin sesiydi.”
J. H. Merle D’Aubigne, History of the Reformation of the Sixteenth Century [On Altıncı Yüzyıl Reformu’nun Tarihçesi], 7. kitap, 8. bölüm.
Luther, fakir ve mütevazı bir aileden gelmişti ve şimdi, neredeyse yalnız, tek başına imparatorun önünde duruyordu. Ancak Rab sözünü tuttu:
Matta 10:18-20 Benden ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara ve uluslara tanıklık edeceksiniz. 19 Sizleri mahkemeye verdiklerinde, neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size bildirilecek. 20 Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanız'ın Ruhu olacak.
Reformcu yanıtladı: “Majesteleri ve ekselansları benden net, basit ve kesin bir yanıt istediğine göre, size bir yanıt vereceğim, o da şöyle olacak: İmanımı papaya veya konseylere teslim edemem, zira onların sıklıkla hata yaptıkları ve birbirleriyle çeliştikleri gün gibi ortada. Bu nedenle, Kutsal Yazı’nın tanıklığıyla ya da en aşikâr mantıkla ikna edilmediğim sürece, belirttiğim metinler beni inandırmadığı sürece ve bunlar vicdanımı Allah’ın sözüne göre bu şekilde bağlı kılmadığı sürece, öğretilerimi geri alamam ve almayacağım, zira bir Hristiyan’ın vicdanına aykırı olarak konuşması tehlikelidir. Duruşum budur, elimden başka bir şey gelmez; Allah yardımcım olsun. Amin.” —a.g.e., 7. kitap, 8. bölüm. {GC 160.2}
İmparator Charles Luther’in savunmasını reddetti. Önceden çok kişinin yaptığı gibi atalarının geleneklerine ve adetlerine sarıldı. Allah yeni ışık verince insanları onu reddederler çünkü yenidir, atalarına verilmediği için. Biz, bize verilen ışığa sorumluyuz. Gerçeği reddetmek, gerçeğin yazarı olan Allah’ı reddetmek demektir.
Tekrar görüyoruz: Staupitz ve Luther gibi insanlar Katolik’tiler. Doğru, imanlı ve dürüst insanlardı. Çok kişi düşmüş Katolik Kilisesi’nde reform istediler. Luther, tek bir noktada taviz verseydi, etkisi kaybolurdu. Şeytan ve papalık kazanırdı. Ancak yılmadı. Din konularda kendisi için düşünmeye cüret eden bu adam hem Kilise’yi, hem de bütün dünyayı etkiledi.
Dünyanın sonunda imanlılar aynı duruma düşürülecekler. İmanlılar yasaklanacaklar, tekdir edilecekler ve küçümsenecekler. Onlar devlete ve sükunete karşı fitneciler olarak suçlanacaklar. Destekleyiciler çok az olacak. Krallar ve valilerin huzuruna çıkacaklar. Duam, Luther gibi siz de şöyle diyeceksiniz: Duruşum budur, elimden başka bir şey gelmez; Allah yardımcım olsun.
Matta 24:21 Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır.
Ancak Rab, halkına acıdı ve yardımcı oldu.
Vahiy 12:6 Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.
Matta 24:22 O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak.
Protestan Reformu, 538 yılından 1798 yılına kadar, 1260 yıl süren papalık dönemini kısaltacaktı. İsa Yuhanna 8:32’de:
Yuhanna 8:32 “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.
Hangi gerçek insanları özgür kılabilir? Martin Luther’in hayatında İsa’nın sözleri gerçekleşti.
Babası annesi fakir ve dindar olan Luther, Almanya’nın Eisleben şehrinde 1483 yılında doğdu. Yaygın batıl fikirler genç Luther’i korkuttu. Allah’a müşfik ve sevecen bir baba olarak bakmaktan ziyade O’nu sert, zalim ve acımasız bir yargıç olarak gördü. Babası Luther’in hukuk okumasını istedi ve 18 yaşındayken Erfurt Üniversitesi’ne girdi. Kütüphanede ilk defa bir Latince Kutsal Kitap gördü. Kiliselerde müjdelerden ve birkaç mektuplardan alııntılar duymuştu ancak bunun tüm Kutsal Kitap olduğunu zannetmişti. İçinde bütün Kutsal Kitap’ı okuma isteği uyandı.
Luther günahtan özgür olmak, Allah’la barışmak istedi. Manastıra girdi. Burada en ağır angaryaları yapması ve evden eve gezerek dilenmesi gerekiyordu. Luther, günahlarından ötürü bunların gereketiğini sanarak işini yaptı. Manastırda bir Kutsal Kitap vardı ve mümkün olduğu kadar onu okudu. Kalp temizliğini istedi ve ne gerekirse gereksin onu yapmak istedi. Kendi kendine işkence yaptı ancak bunlar suçlu bir vicdanını yatıştıramadı.
Manastırda Staupitz adında bir adam vardı. Luther’e kendinsini düşüneceğine, Allah’ın yasasının ihlali için sonsuz cezaya bakmak yerine İsa’ya kurtuluş için güvenmesini tavsiye etti.
Luther rahip oldu ve Wittenberg Üniversitesi’nde profesör oldu. Orada Kutsal Yazıları orijinal dillerde yakından okudu. Kutsal Yazıları öğretti ve Stauptiz Luther’e vaaz etmesini teşvik etti. Önce tereddüt sonra açıldı. Vaazlarını dinlemek için insanlar akın akın gelmeye başladı.
Bir zaman Luther Roma’ya gitti. Orada gördüğü şeylerden dolayı şok oldu. Roma’daki keşişler, fakir ve fedakârlık içinde yaşamıyorlardı. Zegin elbiselerle giymektediler ve sofraları fazlasıyla zengindi. Ruhban sınıfı arasında, sefahat, fesat ve her türlü kötülük gördü.
O sırada papa tarafından “Pilatus’un merdiveni” ni diz üzerine tırmanan herkese bir endüljans vaat edildi.
Katolik teolijisine göre günahın iki cezası var: biri sonsuz biri geçici. (http://www.catholicforum.com/members/catholictracts/tract117.html).
Bu fikre göre sonsuz cezada bir can cenneti kaybeder ve sonsuza dek cehennemde işkence görür. Katoliklere göre af aracılığıyla bu ceza iptal edilir. Geçici ceza ise günah affedildikten sonra kalır. Günahkârın kendisi bu ceza için kefaret sağlar. Nasıl sağlar? Katolik teolojisine göre, günahkâr dua, oruç, para bağışlamak aracılığıyla, iyi işleri yaparak ve acı çekerek geçici ceza için kefaret eder.
Kefaret, başka bir yol daha aracılığıyla elde edinilir. Ona endüljans denilir. Katoliklere göre İsa, Meryem ana ve başka azizler, gereken sevaplardan fazlasını kazandılar. Bu sevaplar Kilisenin Hazinesi’nde saklanır. Günahkâr bir iş ya da bir dua yaparsa o zaman kilise bu Kilisenin Hazinesi’nde sevapları geçici cezaya kefaret etmek için verir. Bir kişi, ölmeden önce geçici cezaları için yeterli sevap kazanamadıysa, o zaman purgatorya adında bir yere gider. Orada günahları için acı çeker.
Arkadaşlar: Allah böyle midir? Siz fiziksel bir acı çekerek günahınızın cezasının sözde bir kısmını ödeyecek misiniz? Kutsal Kitap bu mu öğretiyor? Yoksa yozlaşmış kilise putperestlikten gelen yanılgıları kullanarak batıl inançlara boğulmuş halkı kendi pençesinde tutsak olarak tutuyor? Nasıl bileceksiniz yeterli sevap kazandığınızı? Bilemezsiniz. O yüzden bitmeyen bir döngü halinde para ödeme, hac, dua ve işkenceleri yaparsınız. Sürekli kilisenin söylediğini yaparsınız. Üstelik yetmediği için belki yıllar boyunca purgatoryada yanacaksınız. Kim bilir?
Böyle bir anlayışla Martin Luther, geçici cezasını ödemek için diz üzerinde taş merdiven tırmanıyordu. Bir endüljans kazanmaya çalışıyordu. Birdenbire gökgürültüyü andıran bir ses duydu: İmanla aklanan yaşayacaktır. Romalılar 1:17. Luther, korkarak utanç ve dehşet içinde kalkıp oradan kaçtı. Gözleri açılmıştı. Kurtuluş için asla bir daha insani işlere bakmayacaktı. Sadece ve sadece İsa’nın doğruluğuna bakacaktı.
Wittenberg’e döndüğü zaman ilahiyat faklültesinde doktorasını aldı. Bir profesör doktor olarak Hristiyanların Kutsal Kitap’tan gelmeyen hiçbir doktrin kabul etmemesi gerektiğini öğretiyordu. Bu kavram, papalığın temelini baltalıyordu. Bu kavram, Reform’un temel ilkelerinden biridir.
Luther’in vaazları, insanların kalplerine esenlik, neşe ve umut getirdi. Halk, Kurtarıcı’nın sevgisinden duyarak derinden etkilendi. Halk, sadece ve sadece İsa’nın doğruluğu üzerine affın güvencesine sahip olabileceklerini duyunca çok sevindiler. Luther’in vaazları her tarafta duyulmaya başlandı.
Ellen White şöyle yazdı:
Ancak ışık ve karanlık uyuşamaz. Gerçek ile yanılgı arasında bastırılamaz bir çelişki vardır. Birini yüceltmek ve savunmak, diğerine saldırmak ve yıkmak anlamına gelir.
Luther, çetin bir yola başlamıştı.
Tetzel adında bir adam endüljansları satmak için Almanya’ya geldi. Endüljansları satın alanlara tüm günahlarının affedileceği vaat edildi. Halka para vererek purgatoryadaki akrabalarını azat ettirebilecekleri ilan edildi. Kutsal Yazılar ne söylüyor? Kutsal bereketler para vererek mi alınabilir mi?
Acts 8:18-20 Elçilerin bu el koyma hareketiyle Kutsal Ruh’un verildiğini gören Simun onlara para teklif ederek, “Bana da bu yetkiyi verin, kimin üzerine ellerimi koysam Kutsal Ruh’u alsın” dedi. 20Petrus, “Paran da yok olsun, sen de!” dedi, “Çünkü Tanrı’nın armağanını parayla elde edebileceğini sandın.”
Halk Kutsal Kitap’ı bilseydi kanmazdı. Ama bilmiyorlardı. Papazlar, piskiposlar tarafından kandırıldılar. Endüljans sistemine karşı gelenler sayıda az değildi ancak Kiliseye karşı gelmeye cüret edemediler. Sessiz kaldılar. Luther’in kendi kilisesinden gelen bazı insanlar günahın affedilmesini istediler, pişman ve tövbekâr oldukları değil endüljans aldıkları için. Luther bunları reddetti. Şaşkın halk Tetzel’e dönüp şikâket etmeye başladı. Paralarının iade edilmesini istediler.
Tetzel’in cinleri tepesindeydi ama satışlarına devam etti. Luther endüljanslara karşı 95 maddeli bir tez yazıp yayımladı. Tezinde günahın affedilmesi ve cezasını iptal edilmesi işinin hiçbir zaman papaya veya her hangi başka bir insana verilmediğini söylüyordu. Bütün endüljans öğretisinin, para kazandıracak bir düzenden başka bir şey olmadığını iletti. Kısa bir zaman içinde Luther’in tezi bütün Hristiyan aleminde ilan edildi.
Çok kişi ise, günahlarının parayla affedilmesine inanmak istediler ve Luther’e karşı geldiler. Tövbe ve günahtan dönmenin gerektiğini anlatan bir mesajı duymak istemediler. Günahlarını bırakmak istemediler.
Çok kişi, birinin Kiliseyi düzeltmeye çalıştığı için sevindi. Ancak sessiz kaldılar. Luther’in doğru olduğuna inandılar fakat önerdiği reformların bedeli çok olduğunu anladılar ve Luther’den yana olmadılar. “Reform kabul edilirse” dediler, “Roma Kilisesi’nin gücü azalacak, insanlar kendileri için düşünmeleri gerekirdi ve Kilise güç kaybederse biz de gücümüzü kaybederiz.”
Roma yanlıları Luther’i sapkın olarak suçladılar. Luther Roma’ya çağrıldı. Luther’in arkadaşları, gitmesinin kesin ölüm olacağından korktular. Protesto yaparak papayı Luther’in Almanya’da hesap vermesi için ikna ettiler. Duruşma için papa, hakimlerine talimat verdi. Luther sapkın olarak ilan edildi. İmparator hariç her hangi develet memuru Luther’i yakalayıp Roma’ya teslim etmezse, aforoz edilecekti. Papalığın ruhu bununla bilinir. Bir kimse duyulmadan mahkûm edilir.
Mahkeme Augsburg’da olacaktı. Luther çok tehlikeli bir durumdaydı. Jan Hus’un akibetini gayet iyi biliyordu. İlk olarak imparatorun emniyet güvencesini almadan Augsburg’a gitmişti. Papalık temsilcisi Luther’in geri adım atması için zorlamaya niyetliydi ama bunu başaramazsa Luther’i Roma’ya idam etmesi için götürmeye çalışacaktı. Ancak Luther, imparatorun emniyet güvencesini almadan papalık temsilcisinin huzuruna çıkmayı reddetti. Aldıktan sonra mahkemeye gitti.
Papalık temsilcisi Luther’in kilisenin yetkisine kesin surette boyun eğmesini ve her noktada sorgusuz sualsiz aynı fikirde olmasını istedi. Luther, saygılı bir şekilde papalık temsilcisine yazılarına karşı bütün itirazlarına cevap vereceğini söyledi. Ancak, yazılarının yanlış olduğunu göstermeyen kimseye boyun eğmeyeceğini ekledi.
Papalık temsilcisi sadece, “Geri adım at! Geri adım at!” diye karşılık verdi. Temsilci, Luther’e konuşma fırsatı vermedi. Reformcu, duruşunun Kutsal Kitap’tan geldiğini gösterdi ve gerçeği inkâr etmeyeceğini beyan etti. Papalık temsilcisi Luther’in savlarına cevap veremedi. Yerine Luther’i tekdir etti. Luther, papalığın temsilcisinin kendisini dinlemeyeceğini görünce, cevabını yazılı olarak vermeye izin aldı. Sonraki sorgulamada Luther Kutsal Yazılardan bol bol ayetlerle birlikte görüşlerini paylaştı. Yazılı yanıtını teslim etti ama papalık temsilcisi buna bakmadan bir kenara attı. Temsilci, kendisi doğru dürüst bir cevap veremeyince de, Reformcu’ya, “Geri adım at yoksa seni Roma’ya gönderip yazılarını kabul eden herkesi aforoz edeceğim” diye bağırdı. Luther, hiçbir geri adım atmayacağını ifade ettikten sonra sorgulamadan çekildi.
Herkes, iki tarafın duruşlarını gördü. Luther, savını Kutsal Kitap’tan yaptı. Papalık temsilcisi ise Kilise geleneklerine, Kilise Babalarının yazılarına ve Kilise’nin otoritesine dayanıyordu.
Papalık temsilcisi, Luther’in Roma’ya götürülmesi için devlete başvurdu ama Saksonya’nın seçici prensi Friedrich izin vermedi. Reformcu’nun yazıları ve öğretisi Hristiyan alemindeki her ulusa uzanıyordu. Çok kişi reformu desteklemek istediler. Luther’in düşmanları da az değildi. Papa bir fermanla Luther’in öğretilerini kınadı ve 60 günlük bir süre verildi: Reformcu ve ona katılanlar geri adım atmazlarsa hepsi aforoz edilecekti. Luther papalığın Mesih Karşıtı olduğunu beyan etti.
Halk paniğe kapıldı. Reform istediler ancak aforoz demek, hapis, işkence ve ölüm demekti. Papanın fermanının önünde titrediler. Herkes, Luther’in geri adım atmasını veya öldürülmesini bekledi. Ancak Luther, papanın fermanını herkesin ortasında yaktı. Luther aforoz edildi ancak mücadele bitmedi. Yeni başlamıştı.
Şimdi siz de insanlar tarafından yapılan uydurma öğretilerin yerine Kutsal Kitap’tan gelen gerçekleri ilan etmek isterseniz, Luther’e yapılan muamelenin aynısını bekleyebilirsiniz. İnsanlık değişmedi. Kalabalıklar her zaman gerçeği reddetmişlerdir. Gerçeği kabul edenler ise küçük bir azınlıktır. Zamanın sonuna kadar öyle olacaktır.
Yeni bir imparator, 5. Charles tahta oturdu. Papalık yanlıları onu Luther’e karşı kışkırtmak için koştular. Luther’in idam edilmesini istediler. Şimdi bir durup düşünelim. Ne oluyor? Din öğretisiyle ilgili papalık devlet güçlerine başvuruyor. Kilise’nin buyruklarını kabul etmeyenleri idam ettirmek istediler. Reforcular, hırsızlık, zina, cinayet, yalanlar ve sosyal düzensizliğini desteklemiyorlardı. Sadece inanç bir söz konusuydu. Bu bir din devletidir. Dinsel kurallar sivil cezalarla birleşince bir din devleti oluşur. Daniel 2’de bir heykel var hatırlıyorsunuz. Ayaklar kil ve demir karışıktı. Din ve develet karışıyordu ama birbirini tutmuyordu. Neden? Her ikisi ihtidar olmak istiyordu. Papalık, “Luther idam edilsin!” bağırdı. Seçici prensi Friedrich ise, “Hayır” dedi. Tekrar papalık, kendi fermanlarının uygulaması için develete yani imparatora başvuruyordu.
Worms adında bir yerde Alman eyaletleri toplantısı olacaktı. İmparator ve çok prens, Luther’in oraya gidip savunma yapmasını istedi. Papalık temsilcileri çok öfkelendi. Luther’in tekrar savunma yapması, Kilise’nin aforozunu baltalıyordu. Nasıl olur da devlet Kilise’nin fermanını düşünmeden kabul etmedi? Nasıl olur da Kilise tarafından mahkûm edilen kişi bir daha konuşabilirdi? Olmaz!
Papalık temsilcisi Aleander bütün gücüyle Luther’in mahkûm edilmesini sağlamaya çalıştı. Ancak o kadar gayretle çalıştı ki herkes Aleander’in içgüdüsünü görebildi: adalet ve merhamet değil, nefret ve intikam. Aleander, imparator ve bütün prenselerin önünde konuştu. İleri sürdüğü dava şöyleydi: Luther bir sapkındı. Katolik Kilise büyüktü, Luther’in yandaşları azdı. Luther’i destekleyenler fakir, eğitimsiz ve sayıda azdır. Nasıl olur da büyük Kilise yanlış olup ta bu küçük grup doğru olabilir? Aleander’in konuşması çok etkiliydi.
Böylece bugünlerde de insanlar gerçekle savaşıyorlar. Popüler dinler, “Çoğunluk yanlış olamaz!” diye bağrılar. Ancak çoğunluk tarih boyunca din konusunda hep yanlış çıktı.
Luther, orada değildi bu yüzden kendisini savunamadı. Toplantı ne yapacaktı? Saksonya Dükü George ayağa kalkıp konuşmaya başladı. Aslında George, Luther yanlısı değildi. Fakat papalığın istismarlarını herkesin önünde sıraladı. Kilise’nin düzenlenmesini istedi. Ondan sonra Luther Kurultay’a çağrıldı. Tekrar Aleander itiraz etti ama kabul edilmedi. Luther, Worms’a gidecekti.
Luther’in yazıları Worms’a varamadan önce bile Kurultay tarafından mahkûm edildiler. Herkes, Luther, sadece idam edimek için Worms’a gittiğini sandı. Papalık temsicileri Luther’in varır varmaz idam edilmesini istediler ve böylece imparatora başvudular. Ancak imparator emniyet güvencsini vermişti ve yüz sene önce İmparator Sigismund’un Jan Hus’a yaptığı gib yapamadı. Charles sözünü tuttu.
Artık Luther, Kurultay’ın önündeydi. O zamana dek hiç kimse Martin Luther’in imanını savunacağı heyetten daha görkemli bir heyetin huzuruna çıkmamıştı. “Bu durum başlı başına papalığa karşı kazanılan zaferin işaretiydi. Papa adamı mahkûm etmişti, oysa şimdi o bir mahkemenin huzurundaydı, mahkeme işte bu eylemiyle kendisini papanın üzerine çıkarmıştı. Papa bu adama yasak koymuş, insan toplumundan ayırmıştı; buna rağmen saygılı bir dille davet edilmiş ve dünyanın en saygın kurulunun huzuruna kabul edilmişti. Papa onu sonsuz suskunluğa mahkûm etmişti, şimdi ise o Hristiyan aleminin en uzak diyarlarından bir araya gelen binlerce dikkatli dinleyicinin huzurunda konuşmak üzereydi. Böylece, Luther’in aracılığıyla muazzam bir devrim başlamıştı. Roma şimdiden tahtından inmeye başlamıştı, bu aşağılanmaya neden olan ise bir keşişin sesiydi.”
J. H. Merle D’Aubigne, History of the Reformation of the Sixteenth Century [On Altıncı Yüzyıl Reformu’nun Tarihçesi], 7. kitap, 8. bölüm.
Luther, fakir ve mütevazı bir aileden gelmişti ve şimdi, neredeyse yalnız, tek başına imparatorun önünde duruyordu. Ancak Rab sözünü tuttu:
Matta 10:18-20 Benden ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara ve uluslara tanıklık edeceksiniz. 19 Sizleri mahkemeye verdiklerinde, neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size bildirilecek. 20 Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanız'ın Ruhu olacak.
Reformcu yanıtladı: “Majesteleri ve ekselansları benden net, basit ve kesin bir yanıt istediğine göre, size bir yanıt vereceğim, o da şöyle olacak: İmanımı papaya veya konseylere teslim edemem, zira onların sıklıkla hata yaptıkları ve birbirleriyle çeliştikleri gün gibi ortada. Bu nedenle, Kutsal Yazı’nın tanıklığıyla ya da en aşikâr mantıkla ikna edilmediğim sürece, belirttiğim metinler beni inandırmadığı sürece ve bunlar vicdanımı Allah’ın sözüne göre bu şekilde bağlı kılmadığı sürece, öğretilerimi geri alamam ve almayacağım, zira bir Hristiyan’ın vicdanına aykırı olarak konuşması tehlikelidir. Duruşum budur, elimden başka bir şey gelmez; Allah yardımcım olsun. Amin.” —a.g.e., 7. kitap, 8. bölüm. {GC 160.2}
İmparator Charles Luther’in savunmasını reddetti. Önceden çok kişinin yaptığı gibi atalarının geleneklerine ve adetlerine sarıldı. Allah yeni ışık verince insanları onu reddederler çünkü yenidir, atalarına verilmediği için. Biz, bize verilen ışığa sorumluyuz. Gerçeği reddetmek, gerçeğin yazarı olan Allah’ı reddetmek demektir.
Tekrar görüyoruz: Staupitz ve Luther gibi insanlar Katolik’tiler. Doğru, imanlı ve dürüst insanlardı. Çok kişi düşmüş Katolik Kilisesi’nde reform istediler. Luther, tek bir noktada taviz verseydi, etkisi kaybolurdu. Şeytan ve papalık kazanırdı. Ancak yılmadı. Din konularda kendisi için düşünmeye cüret eden bu adam hem Kilise’yi, hem de bütün dünyayı etkiledi.
Dünyanın sonunda imanlılar aynı duruma düşürülecekler. İmanlılar yasaklanacaklar, tekdir edilecekler ve küçümsenecekler. Onlar devlete ve sükunete karşı fitneciler olarak suçlanacaklar. Destekleyiciler çok az olacak. Krallar ve valilerin huzuruna çıkacaklar. Duam, Luther gibi siz de şöyle diyeceksiniz: Duruşum budur, elimden başka bir şey gelmez; Allah yardımcım olsun.