
12_bağnazlık_reforma_karşı_bir_tehditme.pdf |
Cesur Luther’i son defa gördüğümüz zaman, düşüncelerini, savlarını ve yazılarını, imparator Charles ve bütün Worms Kurultay’ının önünde, sadece ve sadece Kutsal Yazıları temel alarak savunuyordu. Geri adım atmayı reddetmişti. Bir süre tüm heyetin hayretten dili tutuldu.
Papalık yandaşları yenilgiye uğramışlardı; davaları elverişsiz, işe yaramaz bir ışığın altında görünüyordu. Luther’e karşı, Kutsal Kitap’ı kullanarak bir şey söyleyemediler. Ancak onu tehdit edebildiler. Roma yanlısı olan Kurultay başkanı, “Geri adım atmazsan imparator ve imparatorun eyaletleri bir araya gelip bir sapkınla ne yapmaları gerektiğine karar verecekler” dedi.
Papalık temsilcisi, Kurultay’un önünde gösterişli sözlerle genç imparatorun ve eyaletlerin kocaman ve kuvvetli Roma Katolik Kilisesi’nin desteğinden vazgeçerek mütevazı bir keşişin yanında olmalarının bedelinin ne olduğunu gözler önünde serdi. Sözleri çok etkiliydi. Genç imparator, Luther’i sapkın ilan etti. Luther ve yandaşları aforoz edildiler ve yazıları yasaklandı. Bütün devlet kuvvetleri onları yok etmek için kullanılacaktı. Hiç kimseye, Luther’e bir bardak su ya da ekmek bile verme izni verilmedi. Luther’i söz ve eylem ile destekmek de yasaktı. Nerede bulunursa, Luther’in yakalanıp yetkililere teslim edilmesi gerekiyordu. Luther’in, yandaşlarının hapse atılması ve mal mülklerinin ele geçirilmesi gerekiyordu. Yine de Luther’e, kralın sözünün tutulması amacıyla, evine gidene kadar emniyet güvencesi tanınacaktı.
Tekrar durup düşünelim. Luther neden idam edilecekti? İnsanları devlete başkaldırmaya mı kışkırttı? İnsanların yalan söyleyip hırsızlık yapmalarını teşvik mi etti? Birini mi katletti? Neden öldürülecekti? Çünkü, din kuralları devlet tarafından sivil cezalarla güçlendirilerek uygulanıyordu ve, bu din kurallarına karşı gelmek, devletin istikrarına karşı gelmek demekti. Böylece din ve devlet birleşince vicdan özgürlüğü yok oluyordu. Karanlık Çağda Avrupa’da, Katolik Kilisesi ve devletler beraberce bir din devleti oluştular. Luther, Allah’ın nezdinde, özerk bir insan olarak, Katolik Kilisesi’nin öğretileri ve uygulamalarına göre değil, Kutsal Kitap ve kendi vicdanına göre Allah’a ibadet etmek, Kutsal Kitap öğretilerini vaaz etmek ve din konusunda yanılgıları göstermek istedi. Suçu buydu.
Her yerde ve her çağda, Allah tarafından insanlara verilen vicdan özgürlüğü ilkesi tehdit altındadır. Peygamber Daniel’in zamanında Kral Nebukadnessar bir ferman çıkardı: Diktiğim heykele tapınacaksın, yoksa kızgın yanan ateşe atılacaksın. Söz konusu neydi? Vicdan özgürlüğüne karşı kralın gücüydü. Rağbet gören dinlere karşı açıkça söylenemezdi. İnsanlar, başkaları tarafından uydurulmuş inançları kabul etmeye ve onları Allah’ın peygamberler aracılığıyla verilen sözünden daha yukarı koymaya zorlanıyorlar. Kutsal Kitap, İsa gelmeden hemen önce, böyle bir durumun bir daha çıkacağını açıkça söylüyor.
Vahiy 13:15-17 Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. 16 Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. 17 Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.
Şu an, bizim dünyamızda vicdan özgürlüğün tehdit altında olduğunu görüyor musunuz?
Luther’in destekleyicileri vardı ancak ne yapabilirlerdi ki? İmparator ve ordusuna karşı gelebilirler miydi? Ancak, Prens Saksonyalı Friedrich’in, Luther’i kurtarma planı vardı. Luther’i evine giderken kaçırttı. Plan o kadar gizliydi ki, Friedrich’in kendisi bile, Luther’in nerede olduğunu bilmiyordu. Luther, tenha bir kaleye götürüldü. Orada yazılar yazdı ve İncil’i Almancaya çevirmeye başladı. Yazıları okundu ve reforma ilgi arttı.
Papalık yanlıları çok tedirgindiler. Luther’in etkisi dinmek bir yana, artıyordu. Reform, güç kazandı. Luther yokken başkaları işe başladı ve reform ilkeleri her tarafa yayıldı.
Ancak Şeytan da boş durmadı. Rab, ne zaman bir uyanış yapsa, Şeytan bir sahte uyanış yapmaya hazırdır ve Luther’in döneminde de bir istisna yoktu. Bu, İsa’nın zamanında da böyleydi, şimdi de böyle.
Matta 24:24 Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar.
Dikkatli olmamız lazım. Gördüğümüz her harika, her belirti, Allah’ın gücü demek değildir. Şeytan ve isyanda Allah’a karşı gelen düşmüş melekler son derece güçlü varlıklardır. Onlar da bazı mucizeler yapabilirler. Firavunun büyücüleri mucizeler yapmadı mı? Sahte peygamberleri gerçek olandan nasıl ayırdedebiliriz?
Matta 7:15-16 “Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. 16 Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi?”
Sahte peygamberlerin meyvesi nedir?
Bir kaç kişi ortaya çıkıp Allah’tan özel vahiy aldıkları iddiasında bulundu. Onlar Luther’in başladığı reformunu ileri sürmeleri için Allah tarafından görevlendirildiğini söylediler. Bu insanlarda olağanüstü bir ruh vardı ama hangi ruh? İman konusunda samimi insanlar, bu sözde peygamberlerden çok etkilendiler. Ancak kısa bir süre içinde meyveleri belirlenecekti.
Bu sözde peygamberlerin bazıları, kendilerine Allah tarafından Kutsal Kitap’ı yorumlama yeteneği verildiğini iddia ettiler. Yorumlarını, kendi düşünceleri, hisleri, duyguları ve izlenimlerine göre yaptılar. Çok kısa bir zamanda, bu gibi insanlar, milleti Kutsal Kitap’ı ihmal etmeye veya toptan bir kenara itmeye teşvik ettiler. Ortalıkta büyük bir kargaşa oldu. Çok öğrenci okullarını bıraktılar. Bazı insanlar şiddete başvurarak Aşai Rabbani Ayinine karşı geldiler.
Luther, bu olaylardan haber aldığı zaman çok üzüldü. Papalık yanlıları şöyle söylediler: Bakın, insanlara Kutsal Kitap’ı yorum hakkı verilirse sonuç budur. Bu durum, tam Şeytan’ın istediği gibi olmuştu. Reforma leke sürüldü. Buna karşı gelmek için, Luther, gizlendiği yerden çıktı ve bu fanatiklere karşı vaaz etmeye başladı. Kalabalıklar yatıştırıldı ama Luther, kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya koymuş oldu.
Thomas Munzer adında bir adam bu bağnazlardan biriydi. İmanlıların öğreti ve uygulama kıstası olan, Kutsal Kitap ve sadece Kutsal Kitap ilkesinin, yanlış olduğunu ve yalnızca başka bir papalık türü olduğunu ileri sürdü. Kendisinin, gerçek reform yapmak için Allah tarafından görevlendirildiğini iddia etti. Gerçek imana sahip olanların, kendisinde olan ruha sahip olanlar olduğunu söyledi.
Böyle insanlar, içlerindeki her hissin, her duygunun, her izlenimin kendileriyle konuşan Allah’ın sesi olduğuna inanırlar. Bazıları Kutsal Kitaplarını yakıp şöyle dediler: Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır. 2. Korintliler 3:16. Kutsal Kitap ayetlerine abes yorumlarını koyarak kibirlerini besliyorlar, çünkü bu kavramlarla kendi fikirlerini Kutsal Kitap’tan daha yukarı koyuyorlar. Munzer, etrafına binlerce kişi topladı ve ibadette hiçbir düzen olmaması gerektiğini ileri sürdü. İnsanlara şöyle öğretti: prenslere itaat etmek, hem Allah’a, hem de tanrı Baal’a hizmet etmek demektir. Bu öğretinin ardından patlak veren isyanda çok kişi hayatını kaybettiler.
Papalık yanlıları isyan için Luther ve öğretileri sorumlu tuttular. Aslında, Luther bütün gücüyle bağnazlığa karşı savaşıyordu.
Bugünlerde, sahte peygamberleri ve mucize yapanları, kiliselerde bulabiliriz. İnsanlar, “Ruh, Ruh!” diye bağırarak her fanatik ve uçuk fikre kapılırlar. Bu kiliselerde, büyük bir heyecan ve duyuları cezbeden faaliyet vardır. İnsanlar, Kutsal Ruh’un özel armağanlarına sahip oldukları iddiasında bulunurlar. Kalabalıklar oraya meraklarını tatmin etmek için giderler ve Şeytan’ın etkisinin altına girerler. Müzik, muhakeme güçlerini uyuşturur. Kutsal Kitap’ı bir kenara koyarlar ve kendi duygu ve izlenimlerine göre sözde peygamberlikte bulunurlar. Bu sözde peygamberler, sözde Allah tarafından esinlenmiş sözlerle başkalarını yönetmeye çalışırlar. Bu insanların esinleme kaynağı sıklıkla sadece kendileridir. Ama bazen de karanlıklar prensidir. Çünkü Şeytan’ın işi, gerçeği saçmalık ve akıllı insanları iğrendiren abes iddialar ve yanılgıların altına gömmektir.
Bu insanlardan düzensizlik ve gerçek imanlıları üzen saçma sapan uygulamalar gelir. Bu bağnazlar Kutsal Yazılara ve Allah’ın kurallarına ihytiyaç duymazlar. Sadece kendi fikirleri ve duyguları hakimdir. Ancak, sahte peygamberlerin meyveleri de, işte tam bu noktadadır.
Papalık, insanları denetlemek için, kendi yanlışlarını gösteren Kutsal Yazıları yasakladı. Bağnazlık ise, başka bir gerekçeyle aynı sonuca varır. Kutsal Kitap’ın daha yükseğine duygular ve izlenimler koyar. Kutsal Kitap’ı küçümser. Kutsal Kitap’ın, öğretinin ve din konusundaki her uygulamanın kıstası olduğu reddedildiğinde, Şeytan’ın işi görülür. Kutsal Kitap’ın, yani Tevrat ve İncil’in değiştirildiğini söyleyen her peygamber sahte peygamberdir. Meyvelerinden tanınır.
Yeşaya 8:20 Tanrı'nın öğretisine ve bildirisine dönmek gerek! Böyle düşünmezlerse, onlar için hiç şafak sökmeyecek.
Yasanın Tekrarı 13:1-4 “Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, 2 ‘Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım’ derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, 3 o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız RAB kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır. 4 Tanrınız RAB'bin ardınca yürüyün, O'ndan korkun. Buyruklarına uyun, O'nun sözüne kulak verin. O'na kulluk edin, O'na bağlı kalın.”
Yani, sahte peygamberleri nasıl tanıyacaksınız? Tanrı’nın daha önce peygamberler aracılığıyla verdiği buyruklarına uymazlarsa, onlar sahte peygamberlerdir. “Ah, ama büyük bir mucize yaptı. Allah’tan gelmiş olsa gerek!” diyebilirsiniz. Hayır! Yanlış! Şeytan ve düşmüş melekleri mucizeler yapabilirler kardeşim.
Kutsal Yazılar bizi bu noktada uyarıyor:
Vahiy 16:13-14 Bundan sonra ejderhanın ağzından, canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından kurbağaya benzer üç kötü ruhun çıktığını gördüm. 14 Bunlar doğaüstü belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhlarıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'nın büyük gününde olacak savaş için bütün dünyanın krallarını toplamaya gidiyorlar.
Reform ilerledi. Luther’in İncil çevirisi yayıldı. Reformu bastırmak için papalık ve papalık yanlıları, imanlılara zulmettiler. Çok kişi işkence gördü çok kişi hayatını kaybetti. Ancak Tanrı’nın başladığı reform devam etti. İnsanlar ve düşmüş melekler ve Şeytan, her zaman Kutsal Kitap’ı kısıtlamaya çalışırlar. Ancak Tanrı’nın sözü asla yok olmayacak.
Yeşaya 40:8 Ot kurur, çiçek solar, Ama Tanrımız'ın sözü sonsuza dek durur.
İsa dedi ki:
Matta 24:35 “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”
O’nun sözleri asla ortadan kalkmayacaktır çünkü onlar her öğretinin ve uygulamanın kıstasıdır, özüdür. Aksini söyleyen sahte peygamberdir.
Papalık yandaşları yenilgiye uğramışlardı; davaları elverişsiz, işe yaramaz bir ışığın altında görünüyordu. Luther’e karşı, Kutsal Kitap’ı kullanarak bir şey söyleyemediler. Ancak onu tehdit edebildiler. Roma yanlısı olan Kurultay başkanı, “Geri adım atmazsan imparator ve imparatorun eyaletleri bir araya gelip bir sapkınla ne yapmaları gerektiğine karar verecekler” dedi.
Papalık temsilcisi, Kurultay’un önünde gösterişli sözlerle genç imparatorun ve eyaletlerin kocaman ve kuvvetli Roma Katolik Kilisesi’nin desteğinden vazgeçerek mütevazı bir keşişin yanında olmalarının bedelinin ne olduğunu gözler önünde serdi. Sözleri çok etkiliydi. Genç imparator, Luther’i sapkın ilan etti. Luther ve yandaşları aforoz edildiler ve yazıları yasaklandı. Bütün devlet kuvvetleri onları yok etmek için kullanılacaktı. Hiç kimseye, Luther’e bir bardak su ya da ekmek bile verme izni verilmedi. Luther’i söz ve eylem ile destekmek de yasaktı. Nerede bulunursa, Luther’in yakalanıp yetkililere teslim edilmesi gerekiyordu. Luther’in, yandaşlarının hapse atılması ve mal mülklerinin ele geçirilmesi gerekiyordu. Yine de Luther’e, kralın sözünün tutulması amacıyla, evine gidene kadar emniyet güvencesi tanınacaktı.
Tekrar durup düşünelim. Luther neden idam edilecekti? İnsanları devlete başkaldırmaya mı kışkırttı? İnsanların yalan söyleyip hırsızlık yapmalarını teşvik mi etti? Birini mi katletti? Neden öldürülecekti? Çünkü, din kuralları devlet tarafından sivil cezalarla güçlendirilerek uygulanıyordu ve, bu din kurallarına karşı gelmek, devletin istikrarına karşı gelmek demekti. Böylece din ve devlet birleşince vicdan özgürlüğü yok oluyordu. Karanlık Çağda Avrupa’da, Katolik Kilisesi ve devletler beraberce bir din devleti oluştular. Luther, Allah’ın nezdinde, özerk bir insan olarak, Katolik Kilisesi’nin öğretileri ve uygulamalarına göre değil, Kutsal Kitap ve kendi vicdanına göre Allah’a ibadet etmek, Kutsal Kitap öğretilerini vaaz etmek ve din konusunda yanılgıları göstermek istedi. Suçu buydu.
Her yerde ve her çağda, Allah tarafından insanlara verilen vicdan özgürlüğü ilkesi tehdit altındadır. Peygamber Daniel’in zamanında Kral Nebukadnessar bir ferman çıkardı: Diktiğim heykele tapınacaksın, yoksa kızgın yanan ateşe atılacaksın. Söz konusu neydi? Vicdan özgürlüğüne karşı kralın gücüydü. Rağbet gören dinlere karşı açıkça söylenemezdi. İnsanlar, başkaları tarafından uydurulmuş inançları kabul etmeye ve onları Allah’ın peygamberler aracılığıyla verilen sözünden daha yukarı koymaya zorlanıyorlar. Kutsal Kitap, İsa gelmeden hemen önce, böyle bir durumun bir daha çıkacağını açıkça söylüyor.
Vahiy 13:15-17 Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. 16 Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. 17 Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.
Şu an, bizim dünyamızda vicdan özgürlüğün tehdit altında olduğunu görüyor musunuz?
Luther’in destekleyicileri vardı ancak ne yapabilirlerdi ki? İmparator ve ordusuna karşı gelebilirler miydi? Ancak, Prens Saksonyalı Friedrich’in, Luther’i kurtarma planı vardı. Luther’i evine giderken kaçırttı. Plan o kadar gizliydi ki, Friedrich’in kendisi bile, Luther’in nerede olduğunu bilmiyordu. Luther, tenha bir kaleye götürüldü. Orada yazılar yazdı ve İncil’i Almancaya çevirmeye başladı. Yazıları okundu ve reforma ilgi arttı.
Papalık yanlıları çok tedirgindiler. Luther’in etkisi dinmek bir yana, artıyordu. Reform, güç kazandı. Luther yokken başkaları işe başladı ve reform ilkeleri her tarafa yayıldı.
Ancak Şeytan da boş durmadı. Rab, ne zaman bir uyanış yapsa, Şeytan bir sahte uyanış yapmaya hazırdır ve Luther’in döneminde de bir istisna yoktu. Bu, İsa’nın zamanında da böyleydi, şimdi de böyle.
Matta 24:24 Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar.
Dikkatli olmamız lazım. Gördüğümüz her harika, her belirti, Allah’ın gücü demek değildir. Şeytan ve isyanda Allah’a karşı gelen düşmüş melekler son derece güçlü varlıklardır. Onlar da bazı mucizeler yapabilirler. Firavunun büyücüleri mucizeler yapmadı mı? Sahte peygamberleri gerçek olandan nasıl ayırdedebiliriz?
Matta 7:15-16 “Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. 16 Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi?”
Sahte peygamberlerin meyvesi nedir?
Bir kaç kişi ortaya çıkıp Allah’tan özel vahiy aldıkları iddiasında bulundu. Onlar Luther’in başladığı reformunu ileri sürmeleri için Allah tarafından görevlendirildiğini söylediler. Bu insanlarda olağanüstü bir ruh vardı ama hangi ruh? İman konusunda samimi insanlar, bu sözde peygamberlerden çok etkilendiler. Ancak kısa bir süre içinde meyveleri belirlenecekti.
Bu sözde peygamberlerin bazıları, kendilerine Allah tarafından Kutsal Kitap’ı yorumlama yeteneği verildiğini iddia ettiler. Yorumlarını, kendi düşünceleri, hisleri, duyguları ve izlenimlerine göre yaptılar. Çok kısa bir zamanda, bu gibi insanlar, milleti Kutsal Kitap’ı ihmal etmeye veya toptan bir kenara itmeye teşvik ettiler. Ortalıkta büyük bir kargaşa oldu. Çok öğrenci okullarını bıraktılar. Bazı insanlar şiddete başvurarak Aşai Rabbani Ayinine karşı geldiler.
Luther, bu olaylardan haber aldığı zaman çok üzüldü. Papalık yanlıları şöyle söylediler: Bakın, insanlara Kutsal Kitap’ı yorum hakkı verilirse sonuç budur. Bu durum, tam Şeytan’ın istediği gibi olmuştu. Reforma leke sürüldü. Buna karşı gelmek için, Luther, gizlendiği yerden çıktı ve bu fanatiklere karşı vaaz etmeye başladı. Kalabalıklar yatıştırıldı ama Luther, kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya koymuş oldu.
Thomas Munzer adında bir adam bu bağnazlardan biriydi. İmanlıların öğreti ve uygulama kıstası olan, Kutsal Kitap ve sadece Kutsal Kitap ilkesinin, yanlış olduğunu ve yalnızca başka bir papalık türü olduğunu ileri sürdü. Kendisinin, gerçek reform yapmak için Allah tarafından görevlendirildiğini iddia etti. Gerçek imana sahip olanların, kendisinde olan ruha sahip olanlar olduğunu söyledi.
Böyle insanlar, içlerindeki her hissin, her duygunun, her izlenimin kendileriyle konuşan Allah’ın sesi olduğuna inanırlar. Bazıları Kutsal Kitaplarını yakıp şöyle dediler: Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır. 2. Korintliler 3:16. Kutsal Kitap ayetlerine abes yorumlarını koyarak kibirlerini besliyorlar, çünkü bu kavramlarla kendi fikirlerini Kutsal Kitap’tan daha yukarı koyuyorlar. Munzer, etrafına binlerce kişi topladı ve ibadette hiçbir düzen olmaması gerektiğini ileri sürdü. İnsanlara şöyle öğretti: prenslere itaat etmek, hem Allah’a, hem de tanrı Baal’a hizmet etmek demektir. Bu öğretinin ardından patlak veren isyanda çok kişi hayatını kaybettiler.
Papalık yanlıları isyan için Luther ve öğretileri sorumlu tuttular. Aslında, Luther bütün gücüyle bağnazlığa karşı savaşıyordu.
Bugünlerde, sahte peygamberleri ve mucize yapanları, kiliselerde bulabiliriz. İnsanlar, “Ruh, Ruh!” diye bağırarak her fanatik ve uçuk fikre kapılırlar. Bu kiliselerde, büyük bir heyecan ve duyuları cezbeden faaliyet vardır. İnsanlar, Kutsal Ruh’un özel armağanlarına sahip oldukları iddiasında bulunurlar. Kalabalıklar oraya meraklarını tatmin etmek için giderler ve Şeytan’ın etkisinin altına girerler. Müzik, muhakeme güçlerini uyuşturur. Kutsal Kitap’ı bir kenara koyarlar ve kendi duygu ve izlenimlerine göre sözde peygamberlikte bulunurlar. Bu sözde peygamberler, sözde Allah tarafından esinlenmiş sözlerle başkalarını yönetmeye çalışırlar. Bu insanların esinleme kaynağı sıklıkla sadece kendileridir. Ama bazen de karanlıklar prensidir. Çünkü Şeytan’ın işi, gerçeği saçmalık ve akıllı insanları iğrendiren abes iddialar ve yanılgıların altına gömmektir.
Bu insanlardan düzensizlik ve gerçek imanlıları üzen saçma sapan uygulamalar gelir. Bu bağnazlar Kutsal Yazılara ve Allah’ın kurallarına ihytiyaç duymazlar. Sadece kendi fikirleri ve duyguları hakimdir. Ancak, sahte peygamberlerin meyveleri de, işte tam bu noktadadır.
Papalık, insanları denetlemek için, kendi yanlışlarını gösteren Kutsal Yazıları yasakladı. Bağnazlık ise, başka bir gerekçeyle aynı sonuca varır. Kutsal Kitap’ın daha yükseğine duygular ve izlenimler koyar. Kutsal Kitap’ı küçümser. Kutsal Kitap’ın, öğretinin ve din konusundaki her uygulamanın kıstası olduğu reddedildiğinde, Şeytan’ın işi görülür. Kutsal Kitap’ın, yani Tevrat ve İncil’in değiştirildiğini söyleyen her peygamber sahte peygamberdir. Meyvelerinden tanınır.
Yeşaya 8:20 Tanrı'nın öğretisine ve bildirisine dönmek gerek! Böyle düşünmezlerse, onlar için hiç şafak sökmeyecek.
Yasanın Tekrarı 13:1-4 “Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, 2 ‘Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım’ derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, 3 o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız RAB kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır. 4 Tanrınız RAB'bin ardınca yürüyün, O'ndan korkun. Buyruklarına uyun, O'nun sözüne kulak verin. O'na kulluk edin, O'na bağlı kalın.”
Yani, sahte peygamberleri nasıl tanıyacaksınız? Tanrı’nın daha önce peygamberler aracılığıyla verdiği buyruklarına uymazlarsa, onlar sahte peygamberlerdir. “Ah, ama büyük bir mucize yaptı. Allah’tan gelmiş olsa gerek!” diyebilirsiniz. Hayır! Yanlış! Şeytan ve düşmüş melekleri mucizeler yapabilirler kardeşim.
Kutsal Yazılar bizi bu noktada uyarıyor:
Vahiy 16:13-14 Bundan sonra ejderhanın ağzından, canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından kurbağaya benzer üç kötü ruhun çıktığını gördüm. 14 Bunlar doğaüstü belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhlarıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı'nın büyük gününde olacak savaş için bütün dünyanın krallarını toplamaya gidiyorlar.
Reform ilerledi. Luther’in İncil çevirisi yayıldı. Reformu bastırmak için papalık ve papalık yanlıları, imanlılara zulmettiler. Çok kişi işkence gördü çok kişi hayatını kaybetti. Ancak Tanrı’nın başladığı reform devam etti. İnsanlar ve düşmüş melekler ve Şeytan, her zaman Kutsal Kitap’ı kısıtlamaya çalışırlar. Ancak Tanrı’nın sözü asla yok olmayacak.
Yeşaya 40:8 Ot kurur, çiçek solar, Ama Tanrımız'ın sözü sonsuza dek durur.
İsa dedi ki:
Matta 24:35 “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”
O’nun sözleri asla ortadan kalkmayacaktır çünkü onlar her öğretinin ve uygulamanın kıstasıdır, özüdür. Aksini söyleyen sahte peygamberdir.