
08_çöldeki_kiliseme.docx |
Vahiy 12:1-6 Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. 2 Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. 3 Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. 4 Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz ejderha çocuğu yutacaktı. 5 Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı'ya, Tanrı'nın tahtına götürüldü. 6 Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.
Vahiy 12:13-17 Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı. 14 Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi. 15 Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı. 16 Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti. 17 Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalanlarla, Tanrı'nın buyruklarını yerine getirip İsa'ya tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti.
Sembolik peygamberlikte, kadın, Allah’ın halkını temsil ediyor. Temiz kadın, sadık, fahişe ise, aldatıcı kiliseyi temsil ediyor. Papalığın egemenlik sürdüğü yerlerde 1260 senelik bir süre boyunca Allah’ın gerçek halkı açıkça vicdanlarına göre ibadet edemediler. Kutsal Yazılara sahip olmak yasaktı. Papalığın sürdürdüğü evrensel otoriteyi, Aşai Rabbani Ayinini, Günah Çıkartma Ayinini, puta tapınmasını, ruhban sınıfının evlenmesinin yasağını, purgatorya öğretisini kabul etmeyen kişiler zulüm gördüler. İnatçı kabul etmeyenler sonunda idam cezasına çarptırıldılar.
Vahiy 17:3-6 Bundan sonra melek beni Ruh'un yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. 4 Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı. 5 Alnına şu gizemli ad yazılmıştı: BÜYÜK BABİL, DÜNYA FAHİŞELERİNİN VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI 6 Kadının, kutsalların ve İsa'ya tanıklık etmiş olanların kanıyla sarhoş olduğunu gördüm.
Okuduğumuz ayetlerde biz görüyoruz ki gerçek imanlılar papalıktan kaçtılar veya gizlendiler. Peki, kurtuluş yolu o asırlar boyunca bulunmaz mıydı? Hayır. Allah insanları çaresiz bırakmadı ancak durum zor ve tehlikeliyedi. Başka bir peygamberlikte bu gerçek tasvir ediliyor:
Vahiy 11:3 İki tanığıma güç vereceğim; çul giysiler içinde bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.
Allah’ın iki tanığı, yani Tevrat ve İncil, 538 yılından 1798 yılına kadar çul giysiler içinde tanıklık edecekti. Dediğimiz gibi, Kutsal Yazıların yayımı ve dağıtılması yasaktı. Ancak papalığın egemenlik sürdüğü yerlerin sınırlarında ve ötesinde, dağlarda ve tenha yerlerde, Tanrı’nın halkı Kutsal Yazıları çoğaltıp gizlice dağtıtılar.
Örneğin Büyük Britanya’da saf bir Hristiyanlığın erken zamanlardaki varlığı bulundu. Putperest Roma’nın zulmü oraya kadar uzanmıştı ama ilk yüzyıllarda Roma Kilisesinin sapkınlığı, Britanyalıların almış olduları müjdeyi henüz bozamamıştı. Putperest Roma’nın zulmü bazı Hristiyanların İskoçya’ya kaçmalarına yol açtı ve sonra müjde İrlanda’ya götürüldü. Putperest Saksonlar Britanya’yı istila ettikleri zaman Hristiyanlar dağlara ve kırlara çekilip oralarda kaldılar. Bir yüzyıl sonra İrlanda’da Columba adında dindar bir adam ortaya çıktı. Arkadaşlarıyla ıssız Iona adasında bir müjdeleme merkezi kurdular. Çok dağılmış olan imanlılar toplandılar; İona adasında bir okul kuruldu. Aralarında Şabat Gününü tutan biri vardı. Böylece Şabat Günü gerçeği de yayıldı. Kutsal Yazılar nüshalarını çoğaltılar. Öğretilmiş müjdeciler buradan yalnızca İskoçya ve İngiltere’ye değil, Almanya’ya, İsviçre’ye, hatta İtalya’ya kadar gittiler.
Papalık da boş durmadı. Altıncı yüzyılda misyonerlerini Britanya’ya gönderdi ve sayıda çok putperest Saksonlar, katolikliği kabul ettiler. Zamanla papalık önderleri ve onların mühtedileri eski Hristiyanlarla da karşılaştılar. Aralarında ne büyük bir fark vardı! Bir grup, Kutsal Yazıların öğretilerine uygun bir biçimde alçakgönüllü ve sade bir hayat yaşıyordu. Diğer grup ise, kibirli davranıyorlardı ve batıl inançları vardı. Papanın temsilcisi, bu mütevazı Hristiyanların papanın üstünlüğünü kabul etmelerini talep ettiği zaman Hristiyanlar nazik ve alçakgönüllü bir tavırla teklifini reddettiler. Papa temsilcisi onlara, “Size barış getiren kardeşleri kabul etmezseniz, savaş getiren düşmanlarla karşılaşırsınız. Saksonlara yaşam yolunu göstermede bizimle birlik olmazsanız, onların elinden ölüm darbesini alacaksınız.” —J. H. Merle D’Aubigne, History of the Reformation of the Sixteenth Century [On Altıncı Yüzyıl Reformu’nun Tarihçesi], 17. kitap, 2. bölüm. Öyle oldu. Papalık, savaş, entrika ve aldatmacalar kullanarak Britanya’daki kiliseleri ya papanın yetkisini tanımalarını zorladılar ya da onları yok ettiler.
Papalığın egemen sürdüğü yerlerin ötesinde, papalığın yozlaşmalarından etkilenmemiş Hristiyanlar vardı. Etraflarında putperestler vardı ve asırlar boyunca Hristiyanlar komşularının yanılgılarından etkilendiler. Ancak bu Hristiyanların iman kıstası, sadece ve sadece Kutsal Kitaptı ve pek çok gerçeği sürdürdüler. Tanrı’nın On Emir’ine inanıp ve Şabat Günü’nü tuttular. Orta Afrika ve Ermenilerin arasında böylesine gruplar vardı.
Papalığın yozlaşmalarına ve gücüne en çok direniş gösteren topluluk Valdenslerdi. Valdensler kimlerdi? Değişik ülkelerde dağların vadilerinde oturanlara “Vadililer” denildi. Özgün kelime vallis Latinceden geldi; İtalyancada Valdesi, Fransızca Vaudois ve İspanyolcada Valdenses olarak gözükülüyor. (Benjamin George Wilkinson, Truth Triumphant p. 249). Ne zaman ve nerede yaşadılar?
İnternet’e girerseniz pek çok websayfalarında,Valdens hareketinin 1173 yılında Peter Waldo tarafından kurulduğunu söylüyorlar. Fransa’nın Lyon kentinde, Waldo zengin bir tüccar olmuştu fakat müjdeyi kabul ettikten sonra, servetini fakirlere verip, mücdecilik yapmaya başladı. Öğretileri Kutsal Kitap’tan gelmekteydi ve kısa süre sonra Katolik Kilisesi tarafından baskı görmeye başladı. Sonunda kaçıp dağlardaki imanlıların arasında yerleşti ve orada çalıştı. (Wilkinson p. 209). Valdens hareketi gerçekten Waldo’yla mı başladı?
Valdensler ile ilgili kayıtlar azdır. Genelde sadece onlara zulmedenlerin kayıtlarında birkaç iz bulabiliriz çünkü Roma’nın politakası, kendi inançlarına ve hükümlerine karşı olan her izi silmekti. Ancak Westminsterli Matthew (M.S. 1087), Berengariaus ve Valdenslerin bütün Fransa’yı, İngiltere’yi ve İtalya’yı yozlaştıklarından şikayet etti. Bu, Waldo’dan tam bir yüzyıl önce oldu. (Wilkinson p. 221, Matthew of Westminster, The Flowers of History, vol. 2, p. 15 alıntısı). Papa 2. Urban 1096 yılında Alp dağların Fransa tarafında bulunan Valdens vadisine karşı bir ferman çıkardı. Sebep: Vadi sapkınlıkla doluydu. Bu da Waldo’dan önceydi. Yani, Peter Waldo’dan önce dağların vadilerinde oturup, papalığın otoritesini ve incançlarını reddeden ve müjdecilik yapanlar vardı.
Aslında Peter Waldo’nun zamanından çok daha önce, yüzyıllar boyunca İtalya’da alçak dağlarda, sade ve saf imanlarını südüren Hristiyanlar vardı. Katolik Kilisesi’nden bağımsız kalmışlardı. Ancak bir zaman geldiki Roma, boyun eğmelerini emretti. Mücadele bir müddet sürdürdükten sonra bu kiliselerin liderlerinin çoğu Roma’nın üstünlüğünü kabul ettiler. Ancak herkes boyun eğmedi. Baskıdan kaçıp kimi başka ülkelere gittiler kimi gözlerden uzak vadilere ve dağların kayalık bölgelerine çektiler.
Roma, denetiminin altındaki kiliseleri, pazar gününü kutsal bir gün olarak tutmalarına zorladı. İlk olarak çok kişinin kafası karışıktı ve hem Şabat Günü’nü hem de pazar gününü tuttular. Papalık bu durumdan rahatsızdı. Papalık insanlardan pazar gününü kutsamalarını ve Şabat Günü’ne saygısızlık göstermelerini emrettiler. Sadece Roma’nın gücünden kaçabilen insanlar Tanrı’nın yasasını esenlikte tutabilirlerdi.
Başka bir husus daha Katolik Kilisesi’ni rahatsız etti. Valdensler, büyük Reformasyon’dan yüzyıllar önce Roma’nın yanılgılarını tespit eden Kutsal Kitap’a anadillerinde sahiptiler. Valdensler, Katolik Kilisesi’nin “Büyük Babil, Dünya Fahişelerin ve İğrençliklerin Anası” (Vahiy 17:5) olduğunu söylüyorlardı. Canları pahasına papalığın yozlaşmalarına direniş gösterdiler. Uzun süren baskının altında bazıları azar azar imanlarına taciz verdiler ancak diğerleri tasvirlere tapınmayı putperestlik olarak sayarak reddettiler ve gerçek Şabat Günü’nü tuttular. Çok kişi, bu gerçekleri savunarak diri diri yakıldılar ve mızrakla öldürüldüler.
Valdensler büyük dağları bir sığınak olarak buldular. Bin sene boyunca kadim bir imanı sürdürdüler. Hayat şartları çok zordu. Taşlı dağ bölgelerinde ekin ekip biçmek kolay iş değildi. Her müsait arsa ve yamacı dikkatle çalışarak ekmeklerini kazandılar. Hayatları özverili ve disiplinli hayatlardı. Ancak dünyasal etkilerden uzak bu ortam, sağlam bir iman için çok iyi bir okul oldu.
Kutsal Kitap nüshaları çok nadirdi. Bu yüzden Kutsal Yazıların sözleri ezberlendiler. Çok kişi hem Eski Ahit ve Yeni Ahit’ten uzun bölümlerini tekrarlayabilirlerdi.
Gençler, pastörlerinden eğitim aldılar. Kutsal Yazıların ayetlerini ezberlemekle kalmayarak Kutsal Kitap’ı kopyaladılar. Bazen elyazılar bütün Kutsal Kitap’ı ihtiva ediyordu, bazen de bir kısmını. Böylece bu ve başka vefalı insanlar Karanlık Çağ döneminde Kutsal Yazıları yozlaşmamış bir şelkilde korudular.
Vahiy 11:3 İki tanığıma güç vereceğim; çul giysiler içinde bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.
Dağlardan gençlerin bazıları Fransa veya İtalya’daki okulara gönderildi. Hiç kimseye söylemeden giysilerin içine Kutsal Kitap elyazmalarını sakladılar. Bu gençler gerçeğe açık olana rastlayınca çaktırmadan Kutsal Yazıların bir parçasını onların bulabileceği bir yere bıraktılar. Böylece müjdeyi yaydılar. Valdenslerin ruhu müjdecilik ruhudur. Biri, İsa’nın Ruhu’nu alırsa o anda kurtuluş sevincini başkalarıyla paylaşmak ister.
Valdens pastörler, müjdeciler olarak eğitildiler. Pastör olmadan, dışarıda başka yerlerde müjdecilik yaparak çalıştılar. İkişer ikişer gittler. Her gençle daha yaşlı ve tecrübeli bir kişi gitti. Her zaman beraber olmasalar da, bir araya gelip dua ettiler ve tecrübeli adam gence talimat verdi. Açıkça müjdeciler olarak gitselerdi illa ki durdurulurlardı. Çok müjdeci de öldürüldü. Bu yüzden tüccar veya seyyar satıcı görünümünü seçtiler. Yanlarında ipekler, mücevherat ve başka şeyleri bulundurdular. Gizlice de Kutsal Kitap’ı, ya tüm ya da bir kısmını taşıdılar. İlgilenenlerle onları da paylaştılar.
Çok kişi, müjdeyi duydukları zaman şaşırdılar. Çünkü insanlara, kurtuluşları için rahiplere ve papa’ya bakmaları gerektiği öğretilmişti. Hayatları boyunca insanlar, para vererek ayin yaparak hacca giderek, yeterli sevap kazanarak belki, belki, sert ve sevimsiz bir Allah’ın günahlarını bağışlayabileceğine inandılar. Böyle bir inanç sisteminde hiçbir kurtuluş güvencesi yoktu. Her zaman korku. Her zaman bir şüphe. Cennete gidecek kadar sevap kazandım mı acaba? Allah beni cenhenneme mi gönderecek? Purgatorya’ya mı gideceğim? Annem ateşte yanıyor mu? Peki öyle bir Allah’a nasıl sevebilirsiniz ki? Bilincin üstünde olsun altında olsun motivasyonlarınız hep korku olacak. Esenlik yok. Bir de sevgiden kaynaklanmayan bir hizmet Allah’ın yasasını yerine getirmez bile. Boş çabalar bunlar!
Ancak bu Valdensler, onlara şu mesajı taşıdılar: Allah sevgidir. Tanrı, dünyayı o kadar sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O’na iman edenin hiçbiri mahvolmasın hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. İsa'nın kanı bizi her günahtan arındırır. Tanrı Oğlu'nun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım. (1 Yuhanna 4:8; Yuhanna 3:16; 1. Yuhanna 1:7; 1. Yuhanna 5:13).
Peki sizin dininiz size ne söylüyor? Sizin dininizde çaba harcayarak, para vererek, hacca giderek, ayin yaparak, sözde kendi iyi işlerinizi yaparak, yeterli sevap kazanarak sonsuz ölüm pahası olan günah hesabınızı kapatabiliyor musunuz? Yoksa purgatorya’ya benzeyen bir yerde yanarak kendi günahlarınızın kefaretini mi sağlayacaksınız? Öyleyse siz Karanlık Çağdi iyi bir Katolik olabilirdiniz. Kurtuluş sistemi aynıdır. Bu sistem İsa’nın döneminde mevcuttu. Fariseler de buna benzer bir kurtuluş sistemine takıldılar. Hepsi yanlış. Çünkü Tevrat diyor ki:
Yeşaya 64:6 Hepimiz murdar olanlara benzedik, Bütün doğru işlerimiz kirli âdet bezi gibi. Yaprak gibi soluyoruz, Suçlarımız rüzgar gibi sürükleyip götürüyor bizi.
İncil de şunu şöylüyor:
Romalılar 3:23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı.
Bu ayette tercümemiz, orijinal Grekçesini tam yansıtmıyor. Herkes günah işledi ve hala, orijinalde şimdiki zaman kullanıldı, hala Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalıyor. Biz temiz değiliz.
Romalılar 3:20-25 Bu nedenle Yasa'nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır. 21 Ama şimdi Yasa'dan bağımsız olarak Tanrı'nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. 22 Tanrı insanları İsa Mesih'e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. 23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. 24 İnsanlar İsa Mesih'te olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. 25 Tanrı Mesih'i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa'ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.
Valdensler sadece Fransa’da ve İtalya’da çalışmadılar. Allah’ın gerçekleri ta uzak yerlere gitti. Kiliseler oluştu ve çok kişi şehit oldu. Neden öldürüldüler? Şeytan insanları mahvetmek istiyor ve biliyor ki insanlar, cennete girecek hak kazanmak için çabalayarak yeterli doğruluklarını kurabileceklerini düşünürlerse, bu kesinlikle yetmeyecek ve mahvolacaklar. Sizi cennete götürecek doğruluk yüzde elli değildir. Yüzde 90 değildir. Yüzde 100 kusursuz olmanız lazım. Siz bunu sağlayamazınız. O yüzden, Rab büyük merhameti ve sevgiyle, günahsız olan İsa aracılığıyla yeterli doğruluk sağaladı.
Kurtuluş için kendi işlerinize bakmayın. Yetmiyor. Din liderlerinize bakmayın. Onlar, bırakın sizi, kendilerini bile cennete sokamazlar. Rab, İsa Mesih’te mükemmel bir kurban sağladı. Bunu kabul edip sonsuz yaşama kavuşun.
Vahiy 12:13-17 Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı. 14 Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi. 15 Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı. 16 Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti. 17 Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalanlarla, Tanrı'nın buyruklarını yerine getirip İsa'ya tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti.
Sembolik peygamberlikte, kadın, Allah’ın halkını temsil ediyor. Temiz kadın, sadık, fahişe ise, aldatıcı kiliseyi temsil ediyor. Papalığın egemenlik sürdüğü yerlerde 1260 senelik bir süre boyunca Allah’ın gerçek halkı açıkça vicdanlarına göre ibadet edemediler. Kutsal Yazılara sahip olmak yasaktı. Papalığın sürdürdüğü evrensel otoriteyi, Aşai Rabbani Ayinini, Günah Çıkartma Ayinini, puta tapınmasını, ruhban sınıfının evlenmesinin yasağını, purgatorya öğretisini kabul etmeyen kişiler zulüm gördüler. İnatçı kabul etmeyenler sonunda idam cezasına çarptırıldılar.
Vahiy 17:3-6 Bundan sonra melek beni Ruh'un yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. 4 Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kâse vardı. 5 Alnına şu gizemli ad yazılmıştı: BÜYÜK BABİL, DÜNYA FAHİŞELERİNİN VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI 6 Kadının, kutsalların ve İsa'ya tanıklık etmiş olanların kanıyla sarhoş olduğunu gördüm.
Okuduğumuz ayetlerde biz görüyoruz ki gerçek imanlılar papalıktan kaçtılar veya gizlendiler. Peki, kurtuluş yolu o asırlar boyunca bulunmaz mıydı? Hayır. Allah insanları çaresiz bırakmadı ancak durum zor ve tehlikeliyedi. Başka bir peygamberlikte bu gerçek tasvir ediliyor:
Vahiy 11:3 İki tanığıma güç vereceğim; çul giysiler içinde bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.
Allah’ın iki tanığı, yani Tevrat ve İncil, 538 yılından 1798 yılına kadar çul giysiler içinde tanıklık edecekti. Dediğimiz gibi, Kutsal Yazıların yayımı ve dağıtılması yasaktı. Ancak papalığın egemenlik sürdüğü yerlerin sınırlarında ve ötesinde, dağlarda ve tenha yerlerde, Tanrı’nın halkı Kutsal Yazıları çoğaltıp gizlice dağtıtılar.
Örneğin Büyük Britanya’da saf bir Hristiyanlığın erken zamanlardaki varlığı bulundu. Putperest Roma’nın zulmü oraya kadar uzanmıştı ama ilk yüzyıllarda Roma Kilisesinin sapkınlığı, Britanyalıların almış olduları müjdeyi henüz bozamamıştı. Putperest Roma’nın zulmü bazı Hristiyanların İskoçya’ya kaçmalarına yol açtı ve sonra müjde İrlanda’ya götürüldü. Putperest Saksonlar Britanya’yı istila ettikleri zaman Hristiyanlar dağlara ve kırlara çekilip oralarda kaldılar. Bir yüzyıl sonra İrlanda’da Columba adında dindar bir adam ortaya çıktı. Arkadaşlarıyla ıssız Iona adasında bir müjdeleme merkezi kurdular. Çok dağılmış olan imanlılar toplandılar; İona adasında bir okul kuruldu. Aralarında Şabat Gününü tutan biri vardı. Böylece Şabat Günü gerçeği de yayıldı. Kutsal Yazılar nüshalarını çoğaltılar. Öğretilmiş müjdeciler buradan yalnızca İskoçya ve İngiltere’ye değil, Almanya’ya, İsviçre’ye, hatta İtalya’ya kadar gittiler.
Papalık da boş durmadı. Altıncı yüzyılda misyonerlerini Britanya’ya gönderdi ve sayıda çok putperest Saksonlar, katolikliği kabul ettiler. Zamanla papalık önderleri ve onların mühtedileri eski Hristiyanlarla da karşılaştılar. Aralarında ne büyük bir fark vardı! Bir grup, Kutsal Yazıların öğretilerine uygun bir biçimde alçakgönüllü ve sade bir hayat yaşıyordu. Diğer grup ise, kibirli davranıyorlardı ve batıl inançları vardı. Papanın temsilcisi, bu mütevazı Hristiyanların papanın üstünlüğünü kabul etmelerini talep ettiği zaman Hristiyanlar nazik ve alçakgönüllü bir tavırla teklifini reddettiler. Papa temsilcisi onlara, “Size barış getiren kardeşleri kabul etmezseniz, savaş getiren düşmanlarla karşılaşırsınız. Saksonlara yaşam yolunu göstermede bizimle birlik olmazsanız, onların elinden ölüm darbesini alacaksınız.” —J. H. Merle D’Aubigne, History of the Reformation of the Sixteenth Century [On Altıncı Yüzyıl Reformu’nun Tarihçesi], 17. kitap, 2. bölüm. Öyle oldu. Papalık, savaş, entrika ve aldatmacalar kullanarak Britanya’daki kiliseleri ya papanın yetkisini tanımalarını zorladılar ya da onları yok ettiler.
Papalığın egemen sürdüğü yerlerin ötesinde, papalığın yozlaşmalarından etkilenmemiş Hristiyanlar vardı. Etraflarında putperestler vardı ve asırlar boyunca Hristiyanlar komşularının yanılgılarından etkilendiler. Ancak bu Hristiyanların iman kıstası, sadece ve sadece Kutsal Kitaptı ve pek çok gerçeği sürdürdüler. Tanrı’nın On Emir’ine inanıp ve Şabat Günü’nü tuttular. Orta Afrika ve Ermenilerin arasında böylesine gruplar vardı.
Papalığın yozlaşmalarına ve gücüne en çok direniş gösteren topluluk Valdenslerdi. Valdensler kimlerdi? Değişik ülkelerde dağların vadilerinde oturanlara “Vadililer” denildi. Özgün kelime vallis Latinceden geldi; İtalyancada Valdesi, Fransızca Vaudois ve İspanyolcada Valdenses olarak gözükülüyor. (Benjamin George Wilkinson, Truth Triumphant p. 249). Ne zaman ve nerede yaşadılar?
İnternet’e girerseniz pek çok websayfalarında,Valdens hareketinin 1173 yılında Peter Waldo tarafından kurulduğunu söylüyorlar. Fransa’nın Lyon kentinde, Waldo zengin bir tüccar olmuştu fakat müjdeyi kabul ettikten sonra, servetini fakirlere verip, mücdecilik yapmaya başladı. Öğretileri Kutsal Kitap’tan gelmekteydi ve kısa süre sonra Katolik Kilisesi tarafından baskı görmeye başladı. Sonunda kaçıp dağlardaki imanlıların arasında yerleşti ve orada çalıştı. (Wilkinson p. 209). Valdens hareketi gerçekten Waldo’yla mı başladı?
Valdensler ile ilgili kayıtlar azdır. Genelde sadece onlara zulmedenlerin kayıtlarında birkaç iz bulabiliriz çünkü Roma’nın politakası, kendi inançlarına ve hükümlerine karşı olan her izi silmekti. Ancak Westminsterli Matthew (M.S. 1087), Berengariaus ve Valdenslerin bütün Fransa’yı, İngiltere’yi ve İtalya’yı yozlaştıklarından şikayet etti. Bu, Waldo’dan tam bir yüzyıl önce oldu. (Wilkinson p. 221, Matthew of Westminster, The Flowers of History, vol. 2, p. 15 alıntısı). Papa 2. Urban 1096 yılında Alp dağların Fransa tarafında bulunan Valdens vadisine karşı bir ferman çıkardı. Sebep: Vadi sapkınlıkla doluydu. Bu da Waldo’dan önceydi. Yani, Peter Waldo’dan önce dağların vadilerinde oturup, papalığın otoritesini ve incançlarını reddeden ve müjdecilik yapanlar vardı.
Aslında Peter Waldo’nun zamanından çok daha önce, yüzyıllar boyunca İtalya’da alçak dağlarda, sade ve saf imanlarını südüren Hristiyanlar vardı. Katolik Kilisesi’nden bağımsız kalmışlardı. Ancak bir zaman geldiki Roma, boyun eğmelerini emretti. Mücadele bir müddet sürdürdükten sonra bu kiliselerin liderlerinin çoğu Roma’nın üstünlüğünü kabul ettiler. Ancak herkes boyun eğmedi. Baskıdan kaçıp kimi başka ülkelere gittiler kimi gözlerden uzak vadilere ve dağların kayalık bölgelerine çektiler.
Roma, denetiminin altındaki kiliseleri, pazar gününü kutsal bir gün olarak tutmalarına zorladı. İlk olarak çok kişinin kafası karışıktı ve hem Şabat Günü’nü hem de pazar gününü tuttular. Papalık bu durumdan rahatsızdı. Papalık insanlardan pazar gününü kutsamalarını ve Şabat Günü’ne saygısızlık göstermelerini emrettiler. Sadece Roma’nın gücünden kaçabilen insanlar Tanrı’nın yasasını esenlikte tutabilirlerdi.
Başka bir husus daha Katolik Kilisesi’ni rahatsız etti. Valdensler, büyük Reformasyon’dan yüzyıllar önce Roma’nın yanılgılarını tespit eden Kutsal Kitap’a anadillerinde sahiptiler. Valdensler, Katolik Kilisesi’nin “Büyük Babil, Dünya Fahişelerin ve İğrençliklerin Anası” (Vahiy 17:5) olduğunu söylüyorlardı. Canları pahasına papalığın yozlaşmalarına direniş gösterdiler. Uzun süren baskının altında bazıları azar azar imanlarına taciz verdiler ancak diğerleri tasvirlere tapınmayı putperestlik olarak sayarak reddettiler ve gerçek Şabat Günü’nü tuttular. Çok kişi, bu gerçekleri savunarak diri diri yakıldılar ve mızrakla öldürüldüler.
Valdensler büyük dağları bir sığınak olarak buldular. Bin sene boyunca kadim bir imanı sürdürdüler. Hayat şartları çok zordu. Taşlı dağ bölgelerinde ekin ekip biçmek kolay iş değildi. Her müsait arsa ve yamacı dikkatle çalışarak ekmeklerini kazandılar. Hayatları özverili ve disiplinli hayatlardı. Ancak dünyasal etkilerden uzak bu ortam, sağlam bir iman için çok iyi bir okul oldu.
Kutsal Kitap nüshaları çok nadirdi. Bu yüzden Kutsal Yazıların sözleri ezberlendiler. Çok kişi hem Eski Ahit ve Yeni Ahit’ten uzun bölümlerini tekrarlayabilirlerdi.
Gençler, pastörlerinden eğitim aldılar. Kutsal Yazıların ayetlerini ezberlemekle kalmayarak Kutsal Kitap’ı kopyaladılar. Bazen elyazılar bütün Kutsal Kitap’ı ihtiva ediyordu, bazen de bir kısmını. Böylece bu ve başka vefalı insanlar Karanlık Çağ döneminde Kutsal Yazıları yozlaşmamış bir şelkilde korudular.
Vahiy 11:3 İki tanığıma güç vereceğim; çul giysiler içinde bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.
Dağlardan gençlerin bazıları Fransa veya İtalya’daki okulara gönderildi. Hiç kimseye söylemeden giysilerin içine Kutsal Kitap elyazmalarını sakladılar. Bu gençler gerçeğe açık olana rastlayınca çaktırmadan Kutsal Yazıların bir parçasını onların bulabileceği bir yere bıraktılar. Böylece müjdeyi yaydılar. Valdenslerin ruhu müjdecilik ruhudur. Biri, İsa’nın Ruhu’nu alırsa o anda kurtuluş sevincini başkalarıyla paylaşmak ister.
Valdens pastörler, müjdeciler olarak eğitildiler. Pastör olmadan, dışarıda başka yerlerde müjdecilik yaparak çalıştılar. İkişer ikişer gittler. Her gençle daha yaşlı ve tecrübeli bir kişi gitti. Her zaman beraber olmasalar da, bir araya gelip dua ettiler ve tecrübeli adam gence talimat verdi. Açıkça müjdeciler olarak gitselerdi illa ki durdurulurlardı. Çok müjdeci de öldürüldü. Bu yüzden tüccar veya seyyar satıcı görünümünü seçtiler. Yanlarında ipekler, mücevherat ve başka şeyleri bulundurdular. Gizlice de Kutsal Kitap’ı, ya tüm ya da bir kısmını taşıdılar. İlgilenenlerle onları da paylaştılar.
Çok kişi, müjdeyi duydukları zaman şaşırdılar. Çünkü insanlara, kurtuluşları için rahiplere ve papa’ya bakmaları gerektiği öğretilmişti. Hayatları boyunca insanlar, para vererek ayin yaparak hacca giderek, yeterli sevap kazanarak belki, belki, sert ve sevimsiz bir Allah’ın günahlarını bağışlayabileceğine inandılar. Böyle bir inanç sisteminde hiçbir kurtuluş güvencesi yoktu. Her zaman korku. Her zaman bir şüphe. Cennete gidecek kadar sevap kazandım mı acaba? Allah beni cenhenneme mi gönderecek? Purgatorya’ya mı gideceğim? Annem ateşte yanıyor mu? Peki öyle bir Allah’a nasıl sevebilirsiniz ki? Bilincin üstünde olsun altında olsun motivasyonlarınız hep korku olacak. Esenlik yok. Bir de sevgiden kaynaklanmayan bir hizmet Allah’ın yasasını yerine getirmez bile. Boş çabalar bunlar!
Ancak bu Valdensler, onlara şu mesajı taşıdılar: Allah sevgidir. Tanrı, dünyayı o kadar sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O’na iman edenin hiçbiri mahvolmasın hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. İsa'nın kanı bizi her günahtan arındırır. Tanrı Oğlu'nun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım. (1 Yuhanna 4:8; Yuhanna 3:16; 1. Yuhanna 1:7; 1. Yuhanna 5:13).
Peki sizin dininiz size ne söylüyor? Sizin dininizde çaba harcayarak, para vererek, hacca giderek, ayin yaparak, sözde kendi iyi işlerinizi yaparak, yeterli sevap kazanarak sonsuz ölüm pahası olan günah hesabınızı kapatabiliyor musunuz? Yoksa purgatorya’ya benzeyen bir yerde yanarak kendi günahlarınızın kefaretini mi sağlayacaksınız? Öyleyse siz Karanlık Çağdi iyi bir Katolik olabilirdiniz. Kurtuluş sistemi aynıdır. Bu sistem İsa’nın döneminde mevcuttu. Fariseler de buna benzer bir kurtuluş sistemine takıldılar. Hepsi yanlış. Çünkü Tevrat diyor ki:
Yeşaya 64:6 Hepimiz murdar olanlara benzedik, Bütün doğru işlerimiz kirli âdet bezi gibi. Yaprak gibi soluyoruz, Suçlarımız rüzgar gibi sürükleyip götürüyor bizi.
İncil de şunu şöylüyor:
Romalılar 3:23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı.
Bu ayette tercümemiz, orijinal Grekçesini tam yansıtmıyor. Herkes günah işledi ve hala, orijinalde şimdiki zaman kullanıldı, hala Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalıyor. Biz temiz değiliz.
Romalılar 3:20-25 Bu nedenle Yasa'nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır. 21 Ama şimdi Yasa'dan bağımsız olarak Tanrı'nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. 22 Tanrı insanları İsa Mesih'e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. 23 Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı. 24 İnsanlar İsa Mesih'te olan kurtuluşla, Tanrı'nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. 25 Tanrı Mesih'i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsa'ya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.
Valdensler sadece Fransa’da ve İtalya’da çalışmadılar. Allah’ın gerçekleri ta uzak yerlere gitti. Kiliseler oluştu ve çok kişi şehit oldu. Neden öldürüldüler? Şeytan insanları mahvetmek istiyor ve biliyor ki insanlar, cennete girecek hak kazanmak için çabalayarak yeterli doğruluklarını kurabileceklerini düşünürlerse, bu kesinlikle yetmeyecek ve mahvolacaklar. Sizi cennete götürecek doğruluk yüzde elli değildir. Yüzde 90 değildir. Yüzde 100 kusursuz olmanız lazım. Siz bunu sağlayamazınız. O yüzden, Rab büyük merhameti ve sevgiyle, günahsız olan İsa aracılığıyla yeterli doğruluk sağaladı.
Kurtuluş için kendi işlerinize bakmayın. Yetmiyor. Din liderlerinize bakmayın. Onlar, bırakın sizi, kendilerini bile cennete sokamazlar. Rab, İsa Mesih’te mükemmel bir kurban sağladı. Bunu kabul edip sonsuz yaşama kavuşun.